Bornova'nın kaldırımları paramparça olmuş sokaklarında yavaş yavaş ilerledi. Normalde bu sokaklarda yürümeyi çok severdi. Ancak bugün çarşambaydı ve Bornova'da pazar kuruluyordu. Bu yüzden sokaklar, ellerinde içerisinde sebze, meyve, sütyen ve don bulunan poşetler olan yaşlı teyzelerle dolu oluyordu. Harun teyzelerden, özellikle de yaşlı teyzelerden korkardı. Kamyon benzeri görünüşleri, diğer insanlara karşı saygısızlıkları ve bekar öğrencilere karşı olan tavırları Harun'un teyzelerden korkmasının ve nefret etmesinin nedenlerinden sadece birkaç tanesiydi.
Harun normalde çarşambaları pek dışarı çıkmazdı, ancak o gün istisnai bir durum vardı, Bedrana yemeğe gelecekti. O'na muhteşem bir pilav (çünkü yapabildiği en güzel yemek pilavdı), zeytinyağlı pırasa, brokoli ve yanında da çipura yapacağına söz vermişti. Bu yemeklerde kullanacağı bütün malzemeleri süper marketlerde de bulabilirdi ancak kullanacağı malzemelerin taze olmasını istemişti. Aşık olduğu bir kadına 6 ay buzhanede bekletilmiş pırasa yediremezdi, ya da kültürde yetişmiş bir çipura.
Harun, kamyon görünüşlü teyzelere yakalanmamak için akşama doğru yola çıkmıştı. Pazar'ın içeri kesimlerine doğru ilerledikçe aslında bununda bir işe yaramadığını farketmişti. Her taraf irili-ufaklı teyzeler ile kaynıyordu. Her biri ellerinde koca koca poşetler, kalabalıkların arasından o poşetleri insanlara vura vura kendilerini yol açıyordu. Poşet kullanan teyzeler genelde daha zayıftı, şişman olanların ise poşet kullanmaya zaten ihtiyaçları yoktu. Kocaman popoları, insan yığınlarını iteklemeye yarayan bir kalkan vazifesi görüyordu adeta. Harun böyle teyzelerin kar küreme çalışmalarında kullanılması gerektiğini düşündü ve gülümsedi.
Harun teyzelerin yoğun olarak bulunduğu tezgahlarda ya taze ya da ucuz meyve-sebze olduğunu keşfetmişti. Önleri kamyon görünüşlü teyzelerin oluşturduğu barikatlarla kapanan tezgahların arasında gezmeye devam ediyordu Harun. Alışverişe nereden başlayacağını bilmiyordu. Yaptığı tespit işine yaramıyordu, çünkü teyzelerin yoğun olduğu tezgahlara bakmaya çalıştığında ezilme tehlikesi geçireceğini düşünüyordu. Bir an durdu ve önce çipuraları almaya karar verdi. Harun'a göre teyzeler şişman oldukları için sağlıksız besleniyor olmalıydılar, dolayısı ile balık tezgahı da boş olmalıydı. Pazar'ın daha üst kesiminde bulunan balık tezgahlarına doğru yöneldi. Durum tahmin ettiği gibiydi, balık tezgahlarının önü bom boştu. Sadece birkaç zayıf, genç ve güzel insan vardı.
Harun balık tezgahından dört tane çipura aldıktan sonra, biraz aşağıda bulunan pırasa tezgahına yöneldi. Pırasalar çok güzel görünüyordu, yaklaşık yarım kilo kadar da pırasa aldı. Tek eksiği brokoliydi. Bu sıcak mevsimde bulmak çok zordu ama pazarda herşey oluyordu, kesin brokoli de vardır diye düşünmüştü. Ancak uzun süren aramalar sonucu hiçbir tezgahta brokoli bulamamaştı. Pazar'ın kuytu köşelerine doğru ilerlerken önü boş olan bir tezgah gördü. Bu tezgahın üzerinde birkaç kasa maydonoz, tere otu ve sadece bir tane de brokoli vardı. Harun, ölünce cennete gideceğini sanan Fethullah Gülen sevinciyle tezgaha doğru ilerledi. Tam tezgahın önüne geldiğinde, üzerinde yıllar önce yaptıkları rap müziği ile efsaneleşmiş olan Cartel grubunun tişörtü bulunan yaşlı bir teyze, kır sakallı tezgahtara "Şu bürökölümüdür, borokolimidir nedir bana onu poşetlesene yavrım." demişti. Harun tezgahın önünde dona kalmıştı. Bulduğu tek brokoliyi de, Cartel tişörtlü bir teyze satın almıştı. Brokoli Harun için önemliydi, çünkü aşık olduğu kadına söz vermişti. Harun aşık olduğu kadın için herşeyi yapmaya hazırdı, bu bir teyzeyle karşı karşıya gelmek bile olsa...
Harun teyzenin brokoli poşetini çalmaya karar vermişti. Aslında kibarca isteseydi, teyze brokoliyi Harun'a verebilirdi ama sonuçta o bir teyzeydi ve teyzelerin sağı-solu belli olmazdı. Cartel tişörtlü teyze, tezgahtardan brokoli poşetini alıp yola koyuldu ve Harun da teyzeyi takipe başladı. Teyze dar, ıssız ve karanlık bir sokağa girdiğinde (ki bu sokaklardan Bornova'da bolca vardır) brokoli poşetini çalacak ve kaçacaktı. Plan bu kadar basitti, zaten teyze çok şişmandı Harun'un arkasından koşamazdı. Teyze nihayet dar bir sokağa girmişti. Etrafta kimsecikler yoktu. Harun oldukça hızlı bir şekilde poşete atıldı ve poşeti kaptı. Tam koşmaya başlayacakken ani bir şekilde yere kapaklandı. Bu durum bütün planı alt-üst etmişti. Harun yerde kıvranırken, Cartel tişörtlü teyze oldukça sakin bir şekilde Harun'un yanına geldi ve şefkatli bir sesle "Nasılsın yavrım?" dedi. Harun şaşırmıştı, az önce brokolisini çalmaya çalıştığı kadın ona şefkatle davranıyordu. Bu kadın bir teyze olmamalı diye düşündü. Şaşkınlığını atan Harun suçluluk duygusunu yansıtan bir ses tonuyla "İyiyim teyze" dedi. Teyze "Yavrım, dizinde kanamış, bak her tarafın kan olmuş, kalk bir su çalayım yüzüne" dedi. Harun bu sözler altında git gide eziliyordu. O dakika yer yüzü yarılsa ve yerin dibine girse daha iyiydi onun için.
Teyzenin muhteşem irilikteki kollarının yardımıyla yavaşça ayağa kalktı Harun. Yanakları al al olmuş, kaşları ve bıyıkları ilk günki gibi yüzünde duran teyzeye bakarak mahçup bir ifadeyle "Özür dilerim..." dedi ve neden böyle bir yola başvurduğunu anlattı. Cartel tişörtlü teyze de zamanında aşık olmuştu ve sevdiği adam için çeşitli çılgınlıklar yapmıştı. Yani Harun'un bunu neden yaptığını anlayabiliyordu. Teyze yerden aldığı brokoli poşetini Harun'a uzatarak "Al yavrım, al gurban olduğum, sen sevdiceğinle ye bunu, ben zaten bizim papağan için aldıydım bunu" dedi. Harun teyzenin bu şefkat dolu teklifini utanarak kabul etti. Teyzeden defalarca özür diledi ve brokoli için ona tekrar tekrar teşekkür etti ve ayrıldılar.
O gün Bornova sokakları Harun için, utanç geçidinin yapıldığı bir alan halini almıştı. Eve vardığında bir sigara yaktı. Teyzeyle yaşadığı şeyleri düşündü ve yüzünde yavşak bir gülümseme belirdi. Cartel tişörtlü teyze aslında umrunda değildi. Ne de olsa aşık olduğu kadına verdiği sözü tutmuştu, asıl önemli olan buydu...
7 Şubat 2011 Pazartesi
Bedrana
Balo salonunun yolunu gösteren kırmızı halı üzerinde morali bozuk bir şekilde ağır ağır ilerliyordu, çünkü bu tür saçmalıkları sevmezdi Harun. Ancak bir baloda bulunmanın burjuva kültürünü anlamakta yardımcı olacağını düşünüyordu , hem böyle balolarda sevişilebilir kadınlardan bolca bulunduğunu duymuştu. Yavaş adımlarla ilerlediği kırmızı halının bitiminde, üzeri muhteşem el işlemeleri ile bezeli devasa bir tahta kapı vardı. Kapının iki yanında bulunan ve kaslı vücutları üzerine giydikleri smokinlerle montofon ineğine benzeyen iki izbandut, senkronize bir şekilde kapının kollarını uzanıp devasa kapıyı tek bir hamlede açtılar.
Balo salonunda, yüzlerine çeşit çeşit maskeler takmış olan onlarca insan vardı. Harun için bu kalabalığın sokaklarda dolaşan insan yığınlarından farkı yoktu, çünkü ona göre hiç kimse gerçek yüzüyle çıkmazdı sokaklara. Tedirgin bir şekilde balo salonuna girdi. Kimseyi tanımıyordu. Balo davetiyesini de Kipa'da yaptığı 100 liralık alışveriş sonrasında kazanmıştı zaten. Hemen açık büfeye yöneldi. Tabağına, ismini telaffuz dahi edemediği ilginç yemeklerden doldurdu. Ancak bu yiyeceklerin tadı hiçbir boka benzemiyordu, buna rağmen etrafındakiler büyük bir zevkle yiyordu bu yemekleri. "Burjuvazi bu olsa gerek, at bokuna 'de la boque' deseler yiyecekler amınakoyayım" diye düşündü.
İçi bok dolu tabağı masaya bırakıp, ortalıkta dolanan garsonun taşıdığı tepsiden kendisine bir içki aldı, nasıl olsa içkiler sınırsızdı. Harun baloda sınırsız içki olduğunu öğrenince, Fethullah Gülen'i görmüş şakirt gibi sevinmişti. İçkisini yudumlarken bir yandan da insanları süzüyordu, ama hepsinin yüzünde maske vardı ve bu hiç hoş bir durum değildi. Fakat bir saat içerisinde Harun bir tespit yapmıştı. Güzel kadınlar, yüzlerini mümkün olduğunca açık bırakan maskeleri tercih ederken, çirkin kadınlar yüzlerini tamamen örten maskeler takmışlardı. Harun böyle bir tespit yaptığı için kendiyle gurur duydu, çünkü balodan beraberinde bir kadınla ayrılma ihtimali daha da yükselmişti.
Yaptığı muhteşem tespitten sonra, hemen balodaki kadınları süzmeye başladı. Uzun gözlemler sonucu catwoman maskesi takan birisini gözüne kestirmişti. Tam harekete geçecekken arkasından biri omuzuna dokundu ve "Merhaba" dedi. Harun şaşırmıştı, çünkü bu baloda bir tanıdığının olması ihtimali, tanrının gerçekten var olması ihtimalinden bile daha düşüktü. Kısa süren şakınlığın ardından arkasını döndü ve "Merhaba" dedi. Karşısında vampir dişleri ve maskesi takmış bir kadın vardı. Yüzünü tam olarak seçemesede, maskenin ardında güzel bir kadın olduğunu anlamıştı Harun. Kadın "Bir saattir buradaki insanları gözlemliyorum, tıpkı sizin gibi ve sizin buraya ait olmadığınızı düşünüyorum, tıpkı benim gibi" dedi. Harun yüzünü bile tam göremediği bu kadının cesaretinden ve gözlem yeteniğinden oldukça etkilenmişti. Kadın o sırada "Bu arada benim adım Bedrana" dedi. Harun yavşak bir gülümseme ancak şaşkın bir sesle "Demek farkettiniz, tanıştığımıza memnun oldum, ben de Harun" dedi. Bu durum Harun'un hoşuna gitmişti, çünkü maskeli bir baloda, maskesiz bir kadın bulduğunu düşünmüştü.
Birlikte birer kadeh martini alıp, balo salonunun balkonuna geçtiler. Balkonda bulunan salıncak benzeri koltuğa oturdular. İkiside biraz tedirgin ve heyecanlıydı. Harun "Ben buraya Kipa'nın hediye olarak verdiği davetiye ile geldim, peki sizi buraya hangi rüzgar attı?" diye sordu. Bedrana yüzünde oluşan hafif bir gülümsemeyle "Aslında beni kimse davet etmedi, ben kendimin davetlisiyim, gizlice girdim baloya" dedi. Bu cevap Harun'u çok fazla etkilemişti. Çünkü Harun da böyle davetlere gizlice katılmak isterdi, ancak bunu hiç yapamamıştı.
Bedrana hayatında olanlardan, yaptığı ve yapmak istediği şeylerden bahsettikçe Harun daha fazla etkileniyordu. Hayallerinin, sevdikleri ve nefret ettikleri şeylerin çoğu ortaktı. İkisi de 4 yaşından büyük çocukları ve yaşlıları sevmiyordu ancak hayvanları çok seviyorlardı, ikisi de intiharı düşünmüşlerdi ve her ikisi de halen hayattaydı. İkisi de bir şeyler başarmak istiyorlardı, aynı anda çok şey yapmak istiyorlardı ve her ikisi de ailelerinden çok şey çekmişlerdi, çekiyorlardı.
Balonun kasvetinden kurtulmak için bir sığınak olarak kullandıkları balkonda, saatler ilerledikçe birbirlerini daha çok tanımış ve birbirlerinden daha çok etkilenmişlerdi. Saatlerce konuştuktan sonra Bedrana kafasını yavaşça Harun'un omzuna koydu ve "Eee, bana olan hislerini ne zaman söyleyeceksin?" dedi. Harun şaşkın bir şekilde "Hangi hisleri?" diye sordu. Bedrana "Benden hoşlandığını, bana ilk görüşte aşık olduğunu, bana karşı duyduğun hayranlığı?". Harun bir an düşündü, bu kadınla gerçekten sevgili olmak istiyordu, ona gerçekten hayran olmuştu ancak Deniz'den sonra kadınlardan korkar hale gelmişti. Bu korku bütün nefretini, kinini ve sevgisini engelliyordu.
Uzun bir sessizliğin ardından Bedrana'nın sorusuna sadece "Korkuyorum" diye cevap verebilmişti. Bu korkunun nedenini anlatmak istemiyordu. Bu cevaptan sonra, Bedrana Harun'un yanağına oldukça içten bir şekilde bir öpücük kondurdu. Harun korkularını sorgulamayan bir kadın bulmuştu sonunda. Saatlerce oturdukları salıncakta, gecenin gündüze boyun eğişini izlerken elleri birbirine kavuştu. Ve işte tam da o an Harun Bedrana'ya aşık olmuştu bile...
Terliklerimle gelsem sana...
Balo salonunda, yüzlerine çeşit çeşit maskeler takmış olan onlarca insan vardı. Harun için bu kalabalığın sokaklarda dolaşan insan yığınlarından farkı yoktu, çünkü ona göre hiç kimse gerçek yüzüyle çıkmazdı sokaklara. Tedirgin bir şekilde balo salonuna girdi. Kimseyi tanımıyordu. Balo davetiyesini de Kipa'da yaptığı 100 liralık alışveriş sonrasında kazanmıştı zaten. Hemen açık büfeye yöneldi. Tabağına, ismini telaffuz dahi edemediği ilginç yemeklerden doldurdu. Ancak bu yiyeceklerin tadı hiçbir boka benzemiyordu, buna rağmen etrafındakiler büyük bir zevkle yiyordu bu yemekleri. "Burjuvazi bu olsa gerek, at bokuna 'de la boque' deseler yiyecekler amınakoyayım" diye düşündü.
İçi bok dolu tabağı masaya bırakıp, ortalıkta dolanan garsonun taşıdığı tepsiden kendisine bir içki aldı, nasıl olsa içkiler sınırsızdı. Harun baloda sınırsız içki olduğunu öğrenince, Fethullah Gülen'i görmüş şakirt gibi sevinmişti. İçkisini yudumlarken bir yandan da insanları süzüyordu, ama hepsinin yüzünde maske vardı ve bu hiç hoş bir durum değildi. Fakat bir saat içerisinde Harun bir tespit yapmıştı. Güzel kadınlar, yüzlerini mümkün olduğunca açık bırakan maskeleri tercih ederken, çirkin kadınlar yüzlerini tamamen örten maskeler takmışlardı. Harun böyle bir tespit yaptığı için kendiyle gurur duydu, çünkü balodan beraberinde bir kadınla ayrılma ihtimali daha da yükselmişti.
Yaptığı muhteşem tespitten sonra, hemen balodaki kadınları süzmeye başladı. Uzun gözlemler sonucu catwoman maskesi takan birisini gözüne kestirmişti. Tam harekete geçecekken arkasından biri omuzuna dokundu ve "Merhaba" dedi. Harun şaşırmıştı, çünkü bu baloda bir tanıdığının olması ihtimali, tanrının gerçekten var olması ihtimalinden bile daha düşüktü. Kısa süren şakınlığın ardından arkasını döndü ve "Merhaba" dedi. Karşısında vampir dişleri ve maskesi takmış bir kadın vardı. Yüzünü tam olarak seçemesede, maskenin ardında güzel bir kadın olduğunu anlamıştı Harun. Kadın "Bir saattir buradaki insanları gözlemliyorum, tıpkı sizin gibi ve sizin buraya ait olmadığınızı düşünüyorum, tıpkı benim gibi" dedi. Harun yüzünü bile tam göremediği bu kadının cesaretinden ve gözlem yeteniğinden oldukça etkilenmişti. Kadın o sırada "Bu arada benim adım Bedrana" dedi. Harun yavşak bir gülümseme ancak şaşkın bir sesle "Demek farkettiniz, tanıştığımıza memnun oldum, ben de Harun" dedi. Bu durum Harun'un hoşuna gitmişti, çünkü maskeli bir baloda, maskesiz bir kadın bulduğunu düşünmüştü.
Birlikte birer kadeh martini alıp, balo salonunun balkonuna geçtiler. Balkonda bulunan salıncak benzeri koltuğa oturdular. İkiside biraz tedirgin ve heyecanlıydı. Harun "Ben buraya Kipa'nın hediye olarak verdiği davetiye ile geldim, peki sizi buraya hangi rüzgar attı?" diye sordu. Bedrana yüzünde oluşan hafif bir gülümsemeyle "Aslında beni kimse davet etmedi, ben kendimin davetlisiyim, gizlice girdim baloya" dedi. Bu cevap Harun'u çok fazla etkilemişti. Çünkü Harun da böyle davetlere gizlice katılmak isterdi, ancak bunu hiç yapamamıştı.
Bedrana hayatında olanlardan, yaptığı ve yapmak istediği şeylerden bahsettikçe Harun daha fazla etkileniyordu. Hayallerinin, sevdikleri ve nefret ettikleri şeylerin çoğu ortaktı. İkisi de 4 yaşından büyük çocukları ve yaşlıları sevmiyordu ancak hayvanları çok seviyorlardı, ikisi de intiharı düşünmüşlerdi ve her ikisi de halen hayattaydı. İkisi de bir şeyler başarmak istiyorlardı, aynı anda çok şey yapmak istiyorlardı ve her ikisi de ailelerinden çok şey çekmişlerdi, çekiyorlardı.
Balonun kasvetinden kurtulmak için bir sığınak olarak kullandıkları balkonda, saatler ilerledikçe birbirlerini daha çok tanımış ve birbirlerinden daha çok etkilenmişlerdi. Saatlerce konuştuktan sonra Bedrana kafasını yavaşça Harun'un omzuna koydu ve "Eee, bana olan hislerini ne zaman söyleyeceksin?" dedi. Harun şaşkın bir şekilde "Hangi hisleri?" diye sordu. Bedrana "Benden hoşlandığını, bana ilk görüşte aşık olduğunu, bana karşı duyduğun hayranlığı?". Harun bir an düşündü, bu kadınla gerçekten sevgili olmak istiyordu, ona gerçekten hayran olmuştu ancak Deniz'den sonra kadınlardan korkar hale gelmişti. Bu korku bütün nefretini, kinini ve sevgisini engelliyordu.
Uzun bir sessizliğin ardından Bedrana'nın sorusuna sadece "Korkuyorum" diye cevap verebilmişti. Bu korkunun nedenini anlatmak istemiyordu. Bu cevaptan sonra, Bedrana Harun'un yanağına oldukça içten bir şekilde bir öpücük kondurdu. Harun korkularını sorgulamayan bir kadın bulmuştu sonunda. Saatlerce oturdukları salıncakta, gecenin gündüze boyun eğişini izlerken elleri birbirine kavuştu. Ve işte tam da o an Harun Bedrana'ya aşık olmuştu bile...
Terliklerimle gelsem sana...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)