5 Ocak 2013 Cumartesi

Hayırlısı be gülüm...

Psikolojik ağrılarla dolu bir yılı daha geride bıraktım. Artık ölüme bir adım daha yakın olduğumu söyleyebilirim. Hayatımda ilk kez bu kadar az önemsiyorum ölümü. Her ne kadar 90 yaşıma kadar yaşayacak olsam da ölüm benim için her zaman bir karanlık, her zaman bir sondur. Cennete ve cehenneme inanmıyorum çünkü. Huri fikri ne kadar cezbetse de, şu fani dünyada hurilerle birebir seks yapma fikri daha cazip geliyor ehehe.

Son bir senemi değerlendirecek olursam: aslında yaşanmasa da olurmuş. Genel anlamda 2012 zaten bok gibiydi, sadece benim için değil, tanıdığım her insan için öyleydi. 2013'e girmek bu açıdan önemliydi benim için. Aslında hiçbir şey değişmiyordu, ama umutlar güncelleniyordu en azından. Bir önceki sene o kadar üzüldüm ki, 21 Aralık'ta dünyanın sonunun gerçekten gelmesi için dua bile ettim ahjsdvjas. Umutsuzluk sanırım böyle bir şey çünkü hayatımda ilk karşılaşıyordum bu durumla. Ben hayatımda hiç bu kadar umutsuz ve çaresiz hissetmemiştim. Aşağılanmanın, yalnızlığın ne olduğunu gerçek anlamda öğrendiğim yıl olmuştur 2012. İyi şeyler de oldu tabi, mesela master of science oldum... öhm başka da bir şey olmamış aslında. Afedersiniz ama anasını sikeyim böyle hayatın. Tek kazancım Onur sayesinde tanıdığım onlarca insan oldu. Gerçekten bir tek bunun için minnettarım 2012'ye. Bir de şu 21 Aralık geyiği sayesinde şunu farkettim: ben aslında çok sevdiğim arkadaşlarıma onları sevdiğimi yeteri kadar söylememişim. Bence bu çok büyük bir kayıp, bir eksiklik. Düşünsenize, bu insanlar sizin hayatınızı yaşanabilir kılan insanlar ve siz onlara bunun için ne teşekkür ediyorsunuz ne de onlara sevginizi belli ediyorsunuz. Böyle hayatın da amına koyarım. Net.

Ha yalnızlık mı? Alıştım lan. Eskiden sevişebilmek-sevgili olabilmek için bin takla atarken, şu an bunun için uğraşmaktan vazgeçtim ve vazgeçtiğimden beri belki de hayatımın zihinsel açıdan en dingin dönemini yaşadım. Şimdi "olursa olur be hacı" diyorum kendi kendime. Hoşlandığım kadınlar tabi ki de olabilir, ama ben hep imkansız olan şeyleri istediğim için ve artık bu durumun da farkında olduğum için onu da bıraktım. Zaten benimle sevgili olmayacaklarını veya beni sevgili olarak düşünmediklerini bildiğim için bana üzüntüden başka bir his vermiyordu. Şu an sadece "bi' sevişsem iyi olurdu ama boşver abi kafam rahat en azından" diyorum. İnsan arada bir istiyor gerçi, bir hatun çıksın ve "let's do it Hüso, let's fall in love" desin diyor. Nerede o hatunlar? Hep 1930'larda kalmışlar. Sonra ne oldu biliyor musunuz? Ben de bilmiyorum. Zaten ne önemi var ki? Hayat her haliyle güzel.

Bir de ben Bornova'daki evimi özledim ya. İzmir'i değil, evimi özledim. O pis gecekonduyu, o güzel balkonunu, Yahudi mezarlığı manzaralı balkonunu... Orada yaşadığım her şey çok içten ve samimiydi. Geceler boyu türkülerimizi haykırırdık tüm Bornova'ya... Bazen de polis geliyordu ahjsdvjh. Ne güzel yaşıyorduk be orada... Bir de bizim evde acayip seks dönerdi. Ev ev değildi zaten, kerhaneden halliceydi. Evde koltuktan çok yatak vardı. Ama işin özü herkes mutluydu be. O balkondaki pis kanepeye uzanıp bira içmek çok keyifliydi amınakoyim, sonrasında sızmak.

O zamanlar umut dolaba koyduğumuz bir şişe Efes'ti. Okula gidip, döndüğümüzde onu adam gibi içebilmeyi umut ederdik... O zamanlar umut aşık olduğun kadının sana mesaj atmasıydı, belki seninle vakit geçirmek istemeseydi... O zamanlar umut aşık olduğun kadınla aynı yatakta olmaktı... O evin balkonundayken, Kum Gibi'yi söylerken, tüm hücrelerimle mutluluğu ve hüznü bir arada hissediyordum... Aşık olduğum kadına, adında Deniz geçen ve bildiğim tek şarkı olan "Deniz Koydum Adını"yı söylüyordum bağıra bağıra. Sevdamızı bile devrimle ifade ediyorduk. O kadar da çakma devrimciydik anlayacağınız... Sonra şiir okuyorduk, genellikle şafak türküsü oluyordu... Hüzünleniyorduk amına koyim. Ama o an paylaşmanın verdiği mutluluğu da yaşıyorduk, kısacası mutluyduk lan.

İşin ilginç yanı ben Ankara'ya aşığım arkadaş. Burada yaşayan insanları, sokaklarını, havasını, her şeyini çok seviyorum. İçerisinde yaşayan insanları da çok seviyorum. Sorunum ne gerçekten bilmiyorum. Gerçi para kazanmıyorum, o çok büyük sorun, ama tam olarak bu da değil. Bir şeyler hep eksik gibi. Umarım şu saatlerde girdiğim yeni yaşımda bu eksiklikleri bulur ve üstesinden gelirim.

O değil de, ben bazılarınızı çok seviyorum be hacı, bazılarınızdan da nefret ediyorum. Keşke sevdiğim insanlara her gün onları sevdiğimi söyleyebilsem. Keşke onlar da bana söylese... Hayırlısı be gülüm...

http://www.youtube.com/watch?v=VGLzhVgDkTM