Günün karanlığa döndüğü bir saatte Beytepe'nin soğuk rüzgarlarından kurtulup, Köprü durağında beni eve götürecek olan aracın gelmesini beklemeye başladım. Çok geçmeden bir hareketlilik oldu. Bütün durakta yaklaşan 532 numaralı otobüsün heyecanı yaşanıyordu. Herkes bir telaş içerisinde otobüsün duracağı alanı tahmin edip bir anca önce binebilmek için birbiriyle yarışıyordu. Tıklım tıklım olan otobüse yer kapabilmek için henüz yarısını içtiğim sigaramdan son bir nefes alıp fırlattım. Elleri çamaşır suyu kokan teyzelerin arasından sıyrılarak otobüsün kapısına vardığımda aklımda yarısı henüz içilmemiş sigaram vardı. Kolay değil, sigaranın paketi 7 liraydı ve benim tek bir sigarayı dahi ziyan etme lüksüm yoktu.
Bu düşünceyle meşgul olurken aniden gelen birsesle irkildim. Mavi gömlekli bitişik kaşlı ego şoförü "birader paso yok mu?" diye soruyordu. Öğrenci olduğumu ispatlayan, 24 lira vererek aldığım pasomu gösterdim. Artık ortalık sakindi, rahat bir şekilde sayısı az olan boşluklara ilerleyebilirdim. Çünkü ben hep muavin uyarmadan boşluklara doğru ilerleyen adamdım, yani benim rutinim ve görevim buydu, hep ilerlerdim.
Yine rutinimi gerçekleştirmek üzereydim ki O'nu gördüm; sarı saçlı, yeşil gözlü muhteşem kadını. Bir anda etrafımdaki herkesin bulanıklaştığını hissettim. Kimsenin ne konuştuğunu duyamıyordum. Odağım 'o' olmuştu artık, ilerleyemiyordum bile. Yaşlı bir amcanın iteklemesiyle kendime geldim. Amca ilerlememi, dışarıda bir sürü insan olduğunu, havanın soğuk olduğunu ve herkesin eve gitmek istediğini söylüyordu. Ben amcanın suratına boşboş bakarken amca "ilerlesene hadi, ilerle" demeye devam ediyordu. İçimden "zorunda mıyım?" diyesim gelse de sessiz kalmayı tercih ettim. Aslında boşluklara ilerlemek sarışın, yeşil gözlü kadına daha da yaklaşmak demekti. Ben de ilerledim...
Artık yeşil gözlü kadınla yanyanaydık. Arada bir göz ucuyla güzelliğine bakıyor, yeşil gözlerinin can alıcı görüntüsünü aklıma kazımaya çalışıyordum, fakat gözlerim ağrıyordu. Bir süre sonra buğulanmış camdan yansıyan görüntüsüne bakmanın daha kolay ve acısız olduğunu farkettim. Yolculuğun ilk 20 dakikası boyunca içimde bir ilişki başlatıp mutlu sona erdirmiştim bile. Ancak o farkında bile değildi.
Otobüs Etimesgut içine giriş yaptığında yeşil gözlü kadın kapıya doğru yöneldi. O otobüsten indiğinde kimsenin varlığından haberinin olmadığı bir parçam da o durakta inmiş gibi hissettim. Başka bir şey yapmayı bilmediğim için hemen kaderime isyan ettim ve yeşil gözlü kadından boşalan yere doğru ilerledim. Kendimi bomboş hissediyordum, ne düşüneceğimi bilemiyordum...
Ankara'nın belki de en güzel kadınını otobüste görmüştüm. Sorun aslında otobüste de değildi, sorun duraklardaydı. Biz ayrı durakların insanlarıydık ve sadece ben bunun farkındaydım...