Oldukça karanlık bir koridorda yürüyorum. Etrafımda ufak tefek eşyaların olduğunu hissediyorum ancak hiçbirini görmüyorum. Yürümeye devam ediyorum. Tam bir belirsizlik... Aniden karşımda bir ışık beliriyor. Aman tanrım bu bir kapı. Adımlarımı hızlandırıyorum. Tam kapının önüne geldiğimde içeride bir kadın olduğunu farkediyorum. Uzun saçlı, buğday tenli birisi. Bulutlardan yapıldığını düşündüğüm bir yatağın üzerinde oturuyor. Beyaz bir elbise giymiş, bacak bacak üstüne atmış ve sigara içiyor. Gözleri irice, bir bakışıyla insanı farklı diyarlarda gezintiye çıkaracak cinsten. Dudakları ise muhteşem bir estetiğe sahip. Eğer birisine hatun denilecekse bu kadına denilmeli.
Odaya giriyorum. "Sen kimsin?" diyorum. "I cannot understand you, do you speak english?" diyor. "I can speak english" diyorum, "Ok" diyor. Sonra "Where are you from?" diyorum. "I'm from France" diyor. Bu sefer o bana soruyor ben de "I'm from Yozgat" diyorum. Sonra hatun bir anda Türkçe konuşmaya başlıyor ve "Yozgat mı?" diyor. "Evet, ne olduki gardaş?" diyorum, bir an Yozgatlı-tatlı espirisi yapacağını düşünüyorum. "Şu dünyada en çok sevdiğim erkekler Yozgatlılardır" diyor. İnanmıyorum tabi ama bunu sorgulayacak değilim sonuçta. "Öp beni" diyor ve öpüşmeye başlıyoruz.
Hayatımın belki de en eğlenceli dakikalarını yaşıyorum. O kadar mutluyum ki... Ancak arka planda sürekli bir Dexter intro theme çalıyor. Anlam veremiyorum. Bulunduğumuz odada ben, o ve buluttan yapılmış yataktan başka bir şey yok. Ses yükselerek devam ediyor ve aniden kendime geliyorum. Uyanıyorum. Meğersem telefonum çalıyormuş. Arayan TTNET. E tabi açmıyorum. Ardından bir de küfür ediyorum.
Yataktan kalkmadan önce telefonun saatine bakıyorum. Saat tam 3 buçuk. Öğlen olmuş, hatta bitmiş ve akşam olmak üzere. Resmen ayı gibi uyumuşum. "Zaten geç yattım yea" diyerek kendimi teselli etmeye çalışıyorum. Gözlerim ağrıyor. "Gece 28 bölüm How i met your mother izledim, sanırım normal" diye düşünüyorum. Yataktan kalkıyorum. Kahvaltı yapmam gerekiyor. "Aslında yemek yesem de olur, daha da yemem sabaha kadar" diye düşünüyorum. Sonunda kahvaltımı yapıyorum.
Balkona çıkıyorum. Temiz hava soluduğumu farkedip mutlu oluyorum. Çünkü tam 10 gündür evden dışarı çıkmıyorum. Balkona bile çıkmıyorum. Hayatı yarrak gibi yaşıyorum. Gelecek kaygısını çok fazla hissediyorum. Sigara içmiyorum ama. Bir tek sigara içmiyorum zaten. Çünkü sigara almak için markete gitmek gerekiyor ve market çok uzak. Gerek yok.
Dün yaşadığım bu olaylar sonucunda dışarı çıkmam gerektiğini anladım artık. Ben de çıkabileceğim en yakın mesafeye yani mahallemize çıktım. Dışarıda onlarca çocuk vardı. Neşe ve sevinç içerisinde bağıra bağıra oynuyorlardı. Her birini teker teker dövesim geldi. İnsan evde kaldıkça şiddete eğilimi artıyor sanırım. Bir yarım saat kadar mahalledeki 30'lu yaşlardaki abiler ve Yaşar amcayla sohbet ettik. Ülkemizin genel sorunlarından bahsettik. Yaşar amca "Çorbanı içiyorsan sorun yok" dedi. Tartışacak değildim. Zaten gerek de yoktu. Yaşar amca sevimli bir insandı ve gerçekten çorbasını içip başka hiçbir şeye karışmıyordu. Bu konuşmalardan sonra ben eve girrim. Fazla dayanamadım çocukların gürültüsüne.
Bugün evde temizlik vardı. Babam 2 gibi uyandırdı ve perde takmam gerektiğini söyledi. Evin tüm perdelerini takmak biraz uzun sürdü. Ardından 3 bölüm How i met your mother izledim. "Ah şu Marshall yok mu? Hele Ted :)" diye düşünürken kendimden tiksindim. Bilgisayarı kapatıp dışarı attım kendimi. Mahalledeki abilerimiz ve Yaşar amca oradaydı. Çünkü onlar hep oradaydı. İftardan sonra çaylarını alıp dışarı çıkarlardı. Teravihi kıldıktan sonra da gelip mahallede sohbet ederlerdi. Oldukça tatlı bir yaz geleneği gibiydi.
Yanlarına geldiğimde Yaşar amca yine çorbadan bahsediyordu. İçimi bir huzur kapladı. Mahalle güvenli bir sığınak gibiydi. Büyük abilerimiz ve Yaşar amca vardı. Üstelik bu insanların hepsi mutluydu. Gerçekten mutluydu. Bir mutluluk ilüzyonu yaşamıyorlardı. Adamlar çorbalarını içiyordu ve gerisine karışmıyordu. Kafaları rahattı yani. Bu durum kafamı karıştırdı.
Eve döndüm ve düşünmeye başladım. Bir yanda insanlar Mars'a uzay aracı gönderiyorlar, yüz nakli yapıyorlar, parlayan davşan üretiyorlar, diğer yanda ise Yaşar amca ve çorbası var. Peki ben ne yapıyorum? 3-4 tane böcek teşhis edip bunu yayınladığımda bilim mi yapmış oluyorum? Hayır. E tam olarak Yaşar amca da olamıyorum. Sığır gibi yaşıyorum ve başka hiçbir işe yaramıyorum. Yaptığım işten para kazanmıyorum, kazanmak için de uzun bir süre beklemem gerekecek sanırım.
Peki bundan sonra nasıl olacak? Gelecekle ilgili kararlar almak gerçekten çok zor. Siyaset, bilim falan desen yalan zaten. Bence çorbanı içiyorsan sorun yok arkadaş...