17 Şubat 2013 Pazar

Diane

"Maybe the poets are right, maybe love is the only answer."

Woody Allen'dan alıntı yapan bir kadın? Evet, artık tamamen emindim. Bu kadınla evlenecektim. Başka türlü bir düşünceyi aklıma bile getiremiyordum. Bu kadınla evlenecektim.

Her şey 3 gün önce lanet bir kar yağışıyla başladı. Yolda yürümek bile zordu. Arabalar hareket etmiyor, insanlar kar yağışından dolayı görünmüyorlardı. Ancak ben yine yollardaydım. O kadar üşümüştüm ki burnumun bağımsızlığını ilan edip, yüzümü terk edeceğini düşünmeye başlamıştım. Bir müşteriyle olan toplantımıza geç kalan patronum yüzünden birkaç saatliğine sıcak bir yer bulmam gerekiyordu. Poposu dümdüz, göbeği ise hiçbir geometrik terimin açıklayamayacağı kadar şekilsiz bir adamdı. Zaten hiç sevmezdim. Biçare bir şekilde kafamı sokacak bir yer ararken, karşımda belki de hayatımda gördüğüm en güzel mavinin tonlarını taşıyan bir bar kapısı ile karşılaştım. Soğuktan parçalanmak üzere olan ciğerlerimin en küçük hücresine kadar sevinmiştim. En azından birkaç saat sıcak bir yerde bulunacaktım.

Bardan içeriye girdiğimde beni ilk olarak bir sıcak hava dalgası karşıladı. Bu duruma en çok soğuktan dolayı kendi mağarasında dinlenmeye çekilmiş penisim sevinmişti. Vücudum bu kadar sevinçliyken zihnim iş zırvaları ile doluydu. Kafamı bir an toparlayıp, ufak bir masaya oturdum. Barda kimseler yoktu. Sadece sarma sigara içip, gazete okuyan yaşlı bir adam vardı. Adam yüzünü gazeteden kaldırdı ve "Hoşgeldin evlat" dedi. "Hoşbulduk" dedim. Ardından arkasını dönerek mutfağa doğru seslendi: "Diane misafirimiz var!". Bu içten tavır çok hoşuma gitmişti. Bu bara giderek daha da çok ısınmaya başlamıştım. Hem çalışanlarından birisinin ismi Diane'di. Diane (Keaton), hayatım aşkı.

Ben bir yandan sigarasını içen yaşlı adamı izleyip, bu düşüncelerle meşgul olurken Diane mutfaktan çıkmıştı. Yüzünü tam seçemiyordum, ancak ismi Diane olan birisi ne kadar çirkin olabilirdi ki? Işığın biraz daha etkili olduğu masama yaklaşırken, yüzünün ne kadar güzel olduğunu farkettim. "Aman tanrım, sanırım aşık oluyorum". Ben hiçbir zaman ilk görüşte aşka inanmazdım ancak o an kalbimden pompalanan kanın sesi, mantığımın sesini baskılıyordu. Kulaklarım uğulduyor, ayaklarım karıncalanıyordu. Hatta bir an soğuk nedeniyle hipoksiye girdiğimi bile düşündüm. "Merhaba, çok üşümüş gibi bir haliniz var", "Kendimiz için sıcak şarap hazırlamıştım, size de bir fincan ikram edebilirim" dedi gülümseyerek. "Teşekkür ederim" diyebildim. O an aklımda cennetin nasıl bir yer olduğuna karar vermiştim. Cennet: Diane'nin gülümseyerek sıcak şarap ikram ettiği bir yerdi. Öyle olmalıydı. Ben yüzümün alabileceği en aptal şekliyle ona doğru bakarken, o sıcak şarabı getirmişti bile.

Ben şarabımı yudumlarken o ise babası olduğunu sonradan öğrendiğim yaşlı adamın yanına oturmuştu. Bir süre sonra yaşlı adam bardan ayrıldı. İşte bu Diane ile konuşmak için bir fırsattı. Masamdan yavaşça doğruldum ve onun bulunduğu masaya doğru ilerledim. "Merhaba" dedim yavşak bir ses tonuyla, ardından kendimden tiksindim. "Merhaba" dedi. "Ben Robbin Toms, sanırım sizin isminiz de Diane" dedim. Şaşırmış ama gülümseyen bir tavırla "Nereden biliyorsunuz?" diye karşılık verdi. "Yaşlı adam sizi çağırmak için adınızı seslenmişti" dedim gülümseyerek. "Aa evet, babam, on yıllardır bu barı biz işletiyoruz". Evet, artık aynı masadaydık. En klasik tanışma muhabbetlerini de geride bıraktıktan sonra, sevdiğimiz şeylerden bahsetmeye başlamıştık bile. O da Woody Allen'ı seviyordu. Babası da seviyordu, adı bu yüzden Diane'di.

Muhabbetimiz tam hızıyla ilerlerken telefonum çaldı. Arayan lanet patronumdu. Sonunda toplantı yapılacak yere gelmiş ve beni bekliyormuş. Dombili! Diane'den özür dileyerek bardan çıktım. Toplantının yapılacağı yere doğru yürürken, toplantı yapılırken, toplantı bittikten sonra ve uyurken aklımda hep onun gülümsemesi vardı. Aklımdan bir türlü çıkaramıyordum. O bara bir daha gitmeliydim.

Ertesi gün bir daha gittim. Diane orada değildi. Bar kapanana kadar bekledim. Kimse gelmiyordu. Diane'nin babası ve benden başka kimse de yoktu zaten. Bardan ayrıldım. Bir süre acaba hayal mi gördüm daha önce diye düşündüm. Saçmaydı.

Bugün, iş çıkışı bir daha uğradım. Evet, Diane orada, açık mavi elbisesiyle barda tek başınaydı. Beni görünce gülümsedi: "Sanırım sıcak şarabımızı çok beğendiniz". Sıcak şarabını beğenmiştim, yüzünü, gülümsemesini, göğüslerini ve poposunu da beğenmiştim. Üstelik Woody Allen'ı da seviyordu. Daha ne olabilirdi ki?

Konuşmaya başladık. Tanrı fikrinin saçmalığından bahsettik. Öldükten sonra hayatın olup olmadığını sorguladık. İntihar düşüncelerimizi paylaştık. Eğer cennet gibi bir kavram yoksa ölmenin ne anlamı vardı? En sonunda bir "belki" için intihar etmenin anlamsız olduğuna karar verdik. "Neden bu soruların cevaplarını sürekli arıyoruz? Zaten bulduğumuzda da tatmin olacağımızdan emin değiliz ki" dedim. "Maybe the poets are right, maybe love is the only answer" diyerek karşılık verdi. İşte o an evleneceğim kadının Diane olduğunu anladım. Öpmek için hamlede bulundum, karşılık verdi. O an 36 yıllık hayatımda yaşadığım en yoğun duyguyu deneyimliyordum. Bir an durdu. Kendini geriye doğru çekti. "Bu olmamalı, ben yapamam" dedi. "Neden?" diye sordum. "It's a match made in heaven... by a retarded angel" diyerek karşılık verdi. Yine Woody Allen'dan alıntı yapması hoşuma gitmiş olsa da, Diane ile sevgili olamayacağim fikri giderek beynimde bir hançer etkisi yaratıyordu. Tekrar öpmeye çalıştım. "Lütfen git" dedi. Yapacak bir şeyim yoktu, gittim. Onunla aynı atmosferi solumak bile güzeldi. Sırf bunun için bile mutlu olmalıydım. Ama olamıyordum. Çünkü yine yalnızlığına gömülmüş, lanet bir sektör kölesinden başka bir şey değildim...


+ "Ahmet bey bakar mısınız? Bu odadaki hasta ile ilgilenilmesi gerekiyor"
- "Yine ne yapmış bu amınkaoduğumun delisi? Altına mı sıçmış?"
+ Hayır, yine o saçma sapan isimlerden bahsediyor, sanırım ilacını yine içmemiş. Ayrıca siz doktorsunuz lütfen, bu küfürler size hiç yakışıyor mu?"
- "Özür dilerim hemşire hanım ama bıktım valla bu deliden. Hayır deli de demek istemiyorum ama tutturmuş bir vudi, dayen, manyak manyak hikayeler anlatıyor bağıra bağıra. Hayır başka hastaları da rahatsız ediyor. Neymiş efendim yok dayen diye birine aşıkmış da, yok efendim kadın bunu terk etmiş de, ismine de robbin diyor, SENİN ADIN HÜSEYİN LAN HÜSEYİN!!!"
+ "Doktor bey lütfen sinirlenmeyin, ben bir sakinleştirici iğne yaparım hemen."
- "Adamda sinir mi bırakıyor bunlar? Neyse hemşire hanım siz iğneyi yapın sonra bana hastayla ilgili son geliş...."
*Dianeeeeeeeeeee
- "Bak halen dayen diyor amını siktiğimin. Hemşire hanım siz de biraz acele edin lütfen."
+ "Tamam Ahmet bey, ben hallediyorum. Siz odanıza dönebilirsiniz."
- "Teşekkürler Aslı hemşire."
-"Amınakoduğumun manyağı"