Balo salonunun yolunu gösteren kırmızı halı üzerinde morali bozuk bir şekilde ağır ağır ilerliyordu, çünkü bu tür saçmalıkları sevmezdi Harun. Ancak bir baloda bulunmanın burjuva kültürünü anlamakta yardımcı olacağını düşünüyordu , hem böyle balolarda sevişilebilir kadınlardan bolca bulunduğunu duymuştu. Yavaş adımlarla ilerlediği kırmızı halının bitiminde, üzeri muhteşem el işlemeleri ile bezeli devasa bir tahta kapı vardı. Kapının iki yanında bulunan ve kaslı vücutları üzerine giydikleri smokinlerle montofon ineğine benzeyen iki izbandut, senkronize bir şekilde kapının kollarını uzanıp devasa kapıyı tek bir hamlede açtılar.
Balo salonunda, yüzlerine çeşit çeşit maskeler takmış olan onlarca insan vardı. Harun için bu kalabalığın sokaklarda dolaşan insan yığınlarından farkı yoktu, çünkü ona göre hiç kimse gerçek yüzüyle çıkmazdı sokaklara. Tedirgin bir şekilde balo salonuna girdi. Kimseyi tanımıyordu. Balo davetiyesini de Kipa'da yaptığı 100 liralık alışveriş sonrasında kazanmıştı zaten. Hemen açık büfeye yöneldi. Tabağına, ismini telaffuz dahi edemediği ilginç yemeklerden doldurdu. Ancak bu yiyeceklerin tadı hiçbir boka benzemiyordu, buna rağmen etrafındakiler büyük bir zevkle yiyordu bu yemekleri. "Burjuvazi bu olsa gerek, at bokuna 'de la boque' deseler yiyecekler amınakoyayım" diye düşündü.
İçi bok dolu tabağı masaya bırakıp, ortalıkta dolanan garsonun taşıdığı tepsiden kendisine bir içki aldı, nasıl olsa içkiler sınırsızdı. Harun baloda sınırsız içki olduğunu öğrenince, Fethullah Gülen'i görmüş şakirt gibi sevinmişti. İçkisini yudumlarken bir yandan da insanları süzüyordu, ama hepsinin yüzünde maske vardı ve bu hiç hoş bir durum değildi. Fakat bir saat içerisinde Harun bir tespit yapmıştı. Güzel kadınlar, yüzlerini mümkün olduğunca açık bırakan maskeleri tercih ederken, çirkin kadınlar yüzlerini tamamen örten maskeler takmışlardı. Harun böyle bir tespit yaptığı için kendiyle gurur duydu, çünkü balodan beraberinde bir kadınla ayrılma ihtimali daha da yükselmişti.
Yaptığı muhteşem tespitten sonra, hemen balodaki kadınları süzmeye başladı. Uzun gözlemler sonucu catwoman maskesi takan birisini gözüne kestirmişti. Tam harekete geçecekken arkasından biri omuzuna dokundu ve "Merhaba" dedi. Harun şaşırmıştı, çünkü bu baloda bir tanıdığının olması ihtimali, tanrının gerçekten var olması ihtimalinden bile daha düşüktü. Kısa süren şakınlığın ardından arkasını döndü ve "Merhaba" dedi. Karşısında vampir dişleri ve maskesi takmış bir kadın vardı. Yüzünü tam olarak seçemesede, maskenin ardında güzel bir kadın olduğunu anlamıştı Harun. Kadın "Bir saattir buradaki insanları gözlemliyorum, tıpkı sizin gibi ve sizin buraya ait olmadığınızı düşünüyorum, tıpkı benim gibi" dedi. Harun yüzünü bile tam göremediği bu kadının cesaretinden ve gözlem yeteniğinden oldukça etkilenmişti. Kadın o sırada "Bu arada benim adım Bedrana" dedi. Harun yavşak bir gülümseme ancak şaşkın bir sesle "Demek farkettiniz, tanıştığımıza memnun oldum, ben de Harun" dedi. Bu durum Harun'un hoşuna gitmişti, çünkü maskeli bir baloda, maskesiz bir kadın bulduğunu düşünmüştü.
Birlikte birer kadeh martini alıp, balo salonunun balkonuna geçtiler. Balkonda bulunan salıncak benzeri koltuğa oturdular. İkiside biraz tedirgin ve heyecanlıydı. Harun "Ben buraya Kipa'nın hediye olarak verdiği davetiye ile geldim, peki sizi buraya hangi rüzgar attı?" diye sordu. Bedrana yüzünde oluşan hafif bir gülümsemeyle "Aslında beni kimse davet etmedi, ben kendimin davetlisiyim, gizlice girdim baloya" dedi. Bu cevap Harun'u çok fazla etkilemişti. Çünkü Harun da böyle davetlere gizlice katılmak isterdi, ancak bunu hiç yapamamıştı.
Bedrana hayatında olanlardan, yaptığı ve yapmak istediği şeylerden bahsettikçe Harun daha fazla etkileniyordu. Hayallerinin, sevdikleri ve nefret ettikleri şeylerin çoğu ortaktı. İkisi de 4 yaşından büyük çocukları ve yaşlıları sevmiyordu ancak hayvanları çok seviyorlardı, ikisi de intiharı düşünmüşlerdi ve her ikisi de halen hayattaydı. İkisi de bir şeyler başarmak istiyorlardı, aynı anda çok şey yapmak istiyorlardı ve her ikisi de ailelerinden çok şey çekmişlerdi, çekiyorlardı.
Balonun kasvetinden kurtulmak için bir sığınak olarak kullandıkları balkonda, saatler ilerledikçe birbirlerini daha çok tanımış ve birbirlerinden daha çok etkilenmişlerdi. Saatlerce konuştuktan sonra Bedrana kafasını yavaşça Harun'un omzuna koydu ve "Eee, bana olan hislerini ne zaman söyleyeceksin?" dedi. Harun şaşkın bir şekilde "Hangi hisleri?" diye sordu. Bedrana "Benden hoşlandığını, bana ilk görüşte aşık olduğunu, bana karşı duyduğun hayranlığı?". Harun bir an düşündü, bu kadınla gerçekten sevgili olmak istiyordu, ona gerçekten hayran olmuştu ancak Deniz'den sonra kadınlardan korkar hale gelmişti. Bu korku bütün nefretini, kinini ve sevgisini engelliyordu.
Uzun bir sessizliğin ardından Bedrana'nın sorusuna sadece "Korkuyorum" diye cevap verebilmişti. Bu korkunun nedenini anlatmak istemiyordu. Bu cevaptan sonra, Bedrana Harun'un yanağına oldukça içten bir şekilde bir öpücük kondurdu. Harun korkularını sorgulamayan bir kadın bulmuştu sonunda. Saatlerce oturdukları salıncakta, gecenin gündüze boyun eğişini izlerken elleri birbirine kavuştu. Ve işte tam da o an Harun Bedrana'ya aşık olmuştu bile...
Terliklerimle gelsem sana...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder