Otobüsün camına yansıyan görüntüsü, buhar yüzünden bulanıklaşmıştı. Bir an kafasını kaldırıp, aklını kurcalayan düşüncelerden kurtuldu ve nerede olduğuna baktı. Otobüs adliyenin bulunduğu yola daha yeni dönmüştü. Alsancak'a varmasına daha 15 dk kadar bir süre vardı. Yine düşünmeye başladı. Aklında tek bir düşünce, tek bir insan vardı aslında. Deniz...
Harun sevmezdi insan ilişkilerini. Çok fazla arkadaşı vardı ve bu insanlarla her zaman eğlenebilirdi, ama asla kalıcı olarak görmemişti onları. Ancak, içlerinden bir tanesine kaptırmıştı ruhunun en derin köşesini. O köşeye ulaşıp sökemiyordu Deniz'i. Harun, bugüne kadar duygularını dizginlememişti aslında, ama bugün dizginlemesi gerektiğini düşünüyordu. Duygularının "araf"ını yaşıyordu adeta...
Herşey, bir bahar akşamı yakın bir arkadaşı olan Fulya'nın doğum gününde başlamıştı. Harun bir köşede sessiz sedasız otururken Fulya yanında Deniz'le birlikte gelmişti. Harun görür görmez hoşlanmıştı Deniz'den, gerçekten sadece "hoşlanmıştı" çünkü ilk görüşte aşka inanmazdı. Harun ayağa kalkarak, yavşakça bir şekilde "Merhaba, gelişinizle beraber güneş yeniden doğdu" dedi. Harun, tanımadığı kadınlarla flört etmeye bayılırdı. Deniz hafif bir gülümsemeyle "Teşekkür ederim" dedi ve ardından Fulya'ya dönerek "Bana böyle arkadaşların olduğundan hiç bahsetmemiştin" dedi. Harun hemen lafa girerek "Fulya övünmeyi pek sevmez" dedi ve hep beraber güldüler. O gece hepsi için mükemmeldi. Harun ertesi gün "hayatımın kadını O olmalı" diye düşünmekten kendini alamıyordu.
Ancak böyle bir ilişkiye başlamak istemiyordu Harun. Deniz korkutuyordu onu, yüzmeyi bilmiyordu çünkü... Hayatında zaten üç kere boğulma tehlikesi geçirmişti, bir yenisine daha ihtiyacı yoktu. Bu yüzden bastırıyordu duygularını, nefretini, aşkını, üzüntüsünü...Çünkü bir tanesini bile özgür bıraksa, dalgalara kapılacağını biliyordu. Aklı her zaman can yeleği olmuştu, ama bu kez ona güvenemiyordu, çünkü bütün hücreleri ile kapılmıştı Deniz'e...
Otobüs durakları bir sıra halinde geride kalırken, Harun halen duyguları ile savaşıyordu. Alsancak'ta Deniz'le buluşacaklar ve Sardunya's barda birer bira içeceklerdi. Harun o gece duygularını paylaşmayı düşünüyordu, ancak sadece düşünüyordu. Halen bastırıyordu duygularını, kaptıramıyordu bir türlü kendini.
Alsancak durağına gelmişti otobüs, ancak Harun kapının önünde uzaklara dalmıştı. Arkasından gelen bir adam "birader bi ilerlede, inelim" dedi. Harun gayri ihtiyarı bir şekilde "İlerle ilerle, nereye ilerliyon amınakoyayım? İki dakika bekle pezevenk, tabakhaneye bok mu yetiştirceksin?" dedi. Adam kafasını öne eğip sesini kesmişti. Normalde böyle davranmasada bu durum Harun'un hoşuna gitmişti. Duyguları serbest bırakmanın rahatlatıcı birşey olduğunu uygulamalı bir şekilde görmüştü. Artık Deniz konusunda da emindi, gidip konuşacaktı onunla. Ne de olsa en temiz duygularını söylecekti Deniz'e, bu düşünce bile Harun'u mutlu etmeye yetiyordu.
Harun heyecanlı bir şekilde iskeleye doğru yöneldi, Deniz'le orada buluşacaklardı. Harun tam zamanında gelmişti ancak Deniz ortalarda yoktu. "Bu İzmir'in insanı hep böyle" diye düşündü. Aradan bir saat geçmişti, Deniz hala yoktu. 2 saat sonra, Deniz halen yoktu...
Deniz o gece gelmemişti. Harun'a defalarca mesaj atmış, aramış ancak ulaşamamıştı. Çünkü Harun telefonunu hep sessiz konumunda tutardı. Deniz gelmeyince arayıp, bağırmak için telefonunu açtı, cevapsız çağrıları ve mesajları gördü. Mesajlardan birinde "uzn zamndır hoşlndığım çock bni yemğe dvt etti, o yzdn gelemdm kanka ;)" yazıyordu. Harun yıkılmıştı. En çokta "kanka" kelimesi yıkmıştı Harun'u, sanırım işin bu noktaya gelmesi onun suçuydu. İskelenin kenarındaki duvara oturdu. Bir sigara yaktı, Karşıyaka vapuruna bakarak derin bir nefes çekti. Yılmaz Erdoğan'ın bir şiiri geldi aklına. Körfezin derin ve soğuk sularına bakarak "Ah ulan Deniz, bedeninde boğulmak bile nasip olmadı bana" dedi. İşte o an kurtulmuştu "Araf"tan...
Deniz'e Yakılan Türkü
Gün gelir sevda koyarsa,
Soluksuz seni.
Gün olur yolun düşerse,
Gurbet ellere.
Al bu dertten yüreğini,
dalgalara sal...
Kederin büyüyorsa kuytuluklarda,
Gidecek deniz yoksa, bulamadınsa.
Al bu dertten yüreğini,
Yağmurlara sal...
Yılmaz ERDOĞAN
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder