Tıp öğrencileriyle aynı yurtta kalmanın en kötü yanı buydu sanırım. Bir sene içerisinde üç dönem olan okulları nedeniyle tatillerimiz hiç denk gelmiyordu. Ve yurt onlar gittiğinde ıssız bir Amerikan kasabısını andırıyordu. Onlar yine yoktular... Ailelerinin yanında, sıcacık yataklarında, mis gibi anne yemekleri yerken, ben yanlız başıma Kipa'dan aldığım yarım tavuk, patates kızartması ve Skoll bira ile kendimi avutmaya çalışıyordum...
Karanlık ve yanlızlık, çok zordu benim için... Yanlızlığa alışmaya başlamıştım hatta hoşuma bile gidiyordu ama karanlık; halen ürkütüyordu beni... Onlar olmadığı zamanlarda geceleri ışık açık bir şekilde uyumaya çalışıyordum... Zor olsada gözlerimi kapatmak, sabah salyalarım ağzımdan akmış bir şekilde uyanabiliyordum...
Bir perşembe gecesi yine yanlızlık ve karanlık korkusuyla alkole sarıldım. Bir yandan da uykumu getirir diye Kenan Yarar'ın Hilal'ini okumaya başladım ve tam o sırada elektrikler kesildi. Yurtta yanlızken karşılaşmaktan korktuğum tek şey başıma gelmişti. En eski yurtlardan birisi olduğu için odanın kapısında kilit yoktu. O gece benim için daha karanlık geçecekti...
Yurtkur'un o iğrenç kokulu ve kaşındıran battaniyesini kafama kadar çektim ve düşünmemeye çalıştım. Ancak ben düşünmemeye çalıştıkça zihnim daha fazla zorlanmaya başlamıştı. Ben zihnimin yarattığı canavarlarla boğuşurken tam da uyku ve uyanıklık arasında odamın kapısı açıldı... Kafama kadar çektiğim battaniyeyi birazcık araladığımda içeriye "bir şey"in girdiğini gördüm. Tam karşımdaki ranzaya oturdu bu "şey"... Ve ellerini dizlerinin üzerinde birleştirerek bana bakmaya başladı... Ben ne yaptığını görebilsem de korkudan yüzüne bakamıyordum... En sonunda bütün cesaretimi toplayarak ve vücudumdaki her bir hücrenin titremesine aldırmayarak karşımdaki "şey" e baktım. Gördüğüm "şey" yine bendim... Ancak daha ufak ve daha sakin... Karşımda öylece duruyordum ve hiçbir şey yapmıyordum... Sinir edici bir bakışla kendimi izliyordum... O an bunun bir kabus olması için dua ettim... Kendime geldiğimde ellerim duvardaydı ve inanılmaz bir acı hissediyordum... Ben olmayan ben yoktu, gitmişti... "Karabasandı heralde" diye düşündüm ve yüzümü yıkamak için tuvalete doğru yöneldim. Tuvalete giderken yürümek zorunda kaldığım koridorda geçirdiğim 5 dk. ömrümün en uzun yolculuğu gibi gelmişti. Yurt'un tuvaleti çok enteresandı. Lavaboların bulunduğu bölüm camlıydı ve dışarısı görülebiliyordu. Yüzümü yıkayıp dışarı baktığımda dehşete düştüm... Dışarıda, az önce gördüğüm "şey" yani ben duruyordum... Şaşkınlıkla karışık korku içerisinde arkamı dönüp odama doğru koşmaya başlayacaktım ki kapının tam önünde yine kendimle karşılaştım... Sinir bozucu bir gülüşle yüzüme baktı ve paramparça olmuş ellerini bana doğru uzattı ve " Bak işte yanlız değilsin " dedi. O an ve sonrasına dair hatırladığım tek şey yüzüme dokunduğunda oldukça uzun tırnakları nedeniyle bir acı hissettiğimdi.
Saatler sonra kendime geldiğimde yatağımdaydım. Nasıl olabilirdi ki bu? Gece yaşananların hiçbiri gerçek değilmiydi acaba? Yoksa sadece kıçım açıkta mı kalmıştı? Ya da çok mu geniş bir hayal gücüne sahiptim? O sabah hiçbir şey anlamlı değildi zaten... En son kıçımın açıkta kaldığına ve kötü bir kabus gördüğüme karar vermiştim... Yüzümü yıkamak için tuvalete gittim. Yüzümü yıkadıktan sonra aynaya baktığımda yüzümde bir çizik vardı, camda ise "yanlız değilsin" yazıyordu... İçimi bir huzur kapladı çünkü yanlız değildim, değildik...
Gerçek bir hikayeden esinlenerek yazılmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder