14 Kasım 2010 Pazar

Ankara

Beni Ankara'ya götüren otobüsün camından son bir kez daha baktım aşık olduğum kente. Gitmek istemiyordum aslında, çünkü İzmir'li olmuştum artık. Simite "gevrek", çekirdeğe "çiğdem" diyordum. Ama çoktan yola koyulmuştum bile. Rüya bitmişti, Ankara'ya dönüyordum.

Yolculuk sırasında İzmir'i düşünmek istiyordum, anılarımı tekrar yaşamak. Ancak otobüsün muavini buna izin vermiyordu. Muavinden bir bardak kahve istedikten sonra yine düşüncelere daldım. Aklımda geleceğim ile ilgili sorular belirmeye başlamıştı çünkü memlekete "mezun" olarak dönmek ağır bir yüktü. Nüfusunun %50 si hayvancılıkla uğraşan İç Anadolu Bölgesi'nde bir "zoolog" olarak iş bulmak zor olmamalı diye düşünerek rahatlattım kendimi.

Ardından ailemle tekrar nasıl birlikte yaşayabilirim diye düşünmeye başladım. Faturalardan, kiradan ve yemek yapmaktan yıldığım için bunun güzel birşey olacağını düşündüm. Zihnim bu düşüncelerle savaşırken, gözlerim uykuya karşı verdiği mücadelede yenik düşmüştü.

Bir süre sonra otobüsün durduğunu farkettim. Uykulu bir halde otobüsten heyecanla inip "seni yeneceğim lan Ankara" dedim. Arkamdan bir ses "birader burası Afyon" dedi, işte o zaman mola verdiğimizi anladım. Karnım acıkmıştı, lokantadan yarım ekmek sucuk alıp dışarı çıktım. Karnımı doyurduktan sonra bir sigara içip otobüse geri döndüm. Muavinin uzattığı kolonyadan biraz kullandıktan sonra, tekrar uykuya daldım.

Otobüs durduğunda artık Ankara'daydım. Yeni bir sayfa açmıştım hayatımda, ama bu sayfaya 4 ay boyunca hiçbir şey yazamadım. Ankara hiç beklediğim gibi değildi iş bulamıyordum, ailemle yaşayamıyordum, İzmir'e özlem duyuyordum hep. Bir şeylere başlamanın zamanıydı artık, ben de tekrar "sigara"ya başladım. Sürekli televizyon izleyip, uyuyarak ve sigara içerek yaşıyordum. Ardından hayallerin, evde oturarak gerçekleşmeyeceğini keşfettim ve akademik kariyerde gerekli olan dil sınavı için kursa yazıldım.

Haftanın altı gününü dolduran bir aktivitem olmuştu. Kurs bana iyi bir sınav sonucu sağlamasının yanı sıra dünyalar güzeli bir kadınla da tanışmama vesile oldu. Ben yaşadığım platonik aşklardan sonra kimseye karşı birşeyler hissedemeyeciğimi düşünürken, evren bunun tam tersini söylüyordu bana. Evet, ben bu güzel kadına karşı birşeyler hissettim, ama yine platonik kaldı, sanırım acıyı seviyorum!

Bu güzel kadından sonra Ankara bana artık daha çekici gelmeye başlamıştı. Hayatımdaki herşey güzel gidiyordu, ama hala bir yanım nefret ediyordu Ankara'dan. Ardından hacettepe üniversitesine yaptığım yüksek lisans başvurumun kabul edildiğini öğrendim. Ankara hayallerimin gerçekleştiği yer olmuştu artık. Daha sıkı sarılmaya başladım başkente.

Ve bugün Tunalı'da, bir yanda eskiden aşık olduğum hatun, diğer yandan İzmir'den arkadaşlarımla içerken, sürekli İzmir'den bahsediyorduk ve işte o an Ankara'yı daha çok sevdiğimin farkına vardım. İzmir yaşanmış ve bitmişti benim için!

Şimdi mi? Şimdi çiğdeme "çekirdek", gevreğe ise "simit" diyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder