9 Şubat 2011 Çarşamba

Tavko

Israrla çalan saatinin alarmını kapatmak için yataktan doğruldu. Hemen yanı başında yatmakta olan Bedrana'yı gördüğünde içini bir huzur kapladı ve "Hayat bu olsa gerek" diye düşündü. Daha ne isteyebilirdi ki? Sevdiceğinin yanındaydı ve İstanbul'da değildi artık. Alarmı kapattıktan sonra uyumakta olan Bedrana'ya bir öpücük kondurdu ve yataktan kalktı. Yatağın yanındaki komidinin üzerinde duran sigara paketinden bir dal sigara aldı ve bahçeye çıktı. Sigarasını yaktıktan sonra evinin tam karşısında bulunan yahudi mezarlığındaki servi ağaçlarının üzerine tünemiş papağanları seyretti. Kimse bu papağanların neden Bornova'da olduklarını bilmezdi ama herkes onları çok severlerdi.

Harun güne muhteşem bir başlangıç yapmıştı ancak günün devamının onun için bir işkenceye dönüşeceğini biliyordu. Çünkü Bedrana ile birlikte alışverişe çıkacaklardı ve Harun mağaza mağaza dolaşmaktan nefret ederdi. Sigarasından son bir nefes çekip geriye kalan izmariti iki parmağının arasına koyup bahçeye fırlattı. Harun saatini Bedrana'ya süpriz bir kahvaltı hazırlayabilmek için erken bir saate kurmuştu. Öncelikle mutfağa geçip bir çay koydu ardından da Üniversite-2 poaçacısına gidip kumru tost, sıcak ekmek ve dere otlu-peynirli poaça aldı. Eve geldiğinde Bedrana çoktan uyanmış ve bahçeye sofrayı hazırlamıştı. Harun bu duruma pek sevinemedi, çünkü hem bu kahvaltının bir süpriz olmasını istiyordu hem de bu kahvaltı ne kadar uzun sürerse o kadar geç gideceklerdi alışverişe.

Bu muhteşem kahvaltıdan sonra Harun bulaşık makinesi olmasına rağmen bulaşıkları kendi yıkamak istemişti. Bulaşıkları durulamayı teklif eden Bedrana'nın bu teklifini ise "Sen yorulma canım benim, keyfine bak" diyerek kibarca reddetmişti. Ancak göte giren şemsiye açılacaktı, yani elinde sonunda alışverişe gideceklerdi. Bulaşıkları bitirdikten sonra hemen bir sigara daha yaktı ve Bedrana'ya hazırlanmasını söyledi.

Evin bahçesinden el ele çıktılar. Öncelikli amaçları Bornova'da bulunan irili ufaklı mağazaları gezmekti, ardından da Forum Bornova'ya gideceklerdi. Harun Forum'u severdi çünkü İkea'da muhteşem köfteler yapıyorlardı. Evet Harun için kos koca İkea köfteden ibaretti, gerisini umursamıyordu. Birlikte Bornova'nın o dar, sidik kokan sokaklarında yürüyorlardı. Bedrana belirli aralıklarla dizilmiş giyim mağzalarına giriyordu ve uzun bir süre çıkmıyordu. Aslında her mağazada yaklaşık 10 dakika kadar kadar kalıyordu ama bu süre Harun için saatlere bedeldi.

Bedrana metro istasyonun karşısında bulunan bir mağazaya grimişti. O sırada Harun bir sigara yaktı ve etrafı gözlemlemeye başladı. Köşedeki Burger King'de oturan zengin görünümlü bir İtalyan çift dikkatini çekmişti. İkisi de tavuk kanadı yiyorlardı. Çiftin kadın olanının tırnakları o kadar uzun ve beyazdı ki bu durum Harun'u iğrendirmişti. Çünkü o kadar uzun bir tırnak bir o kadar pis olmalı diye düşünüyordu. Burger King'in tam karşısında bulunan kuafördeki sarışın kadınların hepsi sanki hep bir ağızdan sözleşmiş gibi saçlarını kısacık kestiriyorlardı. Harun'un dikkatini bir dükkanın önünde toplanan büyük bir kalabalık çekmişti. Bir sürü giyim mağazısının arasında bulunan bu dükkanın uzaktan sadece tabelası görünüyordu. Dükkanın adı "Tavko" idi. Tabelasında anüsü oldukça belirgin olan bir tavuk şekli vardı. Bu Harun'u gülümsetmeye yeterdi. Çünkü bu tavuk şeklinin anüsü tam da Burger King'e dönüktü. Ayrıca Tavko Burger King'e göre daha kalabalıktı. Harun içinden "Yerel üretim, çok uluslu şirketlere kıçıyla gülüyor" diye düşündü ve gülümsedi.

Tavko adlı mekan Harun İstanbul'da olduğu sırada açılmıştı. Harun meraklı bir şekilde buraya doğru yöneldi, çünkü aşık olduğu Bornova'sında yeni bir yer vardı ve tanımak istiyordu. Dükkanın önüne geldiğinde vitrinde, evet vitrinde bir sürü tavuk asılıydı. Bu görüntü Harun'un midesini bulandırmıştı ancak bu durumun ne kadar da doğal olduğunu düşündü. Çünkü bizler üzerimize giydiğimiz kıyafetleri, genelevde becereceğimiz hatunu, nişanlımıza taktığımız yüzüğü hep vitrinlerden seçiyorduk. "Neden yiyeceğimiz tavukları da vitrinden görüp beğenmeyelim ki?" diye düşündü.

Dükkan oldukça büyüktü, içeride aval aval dolanırken insanların közde pişmiş tavukları nasıl kapış kapış aldıklarını ve ne kadar vahşice yediklerini gördü. Tavuk, balık, kelle, yeniyordu elle, ama burası bir lokantaydı daha kibar olunmalı diye düşündü. Aslında Burger King'de de herkes eliyle yiyordu ancak kimse bunu umursamıyordu. Lokantalardan biri çok ulusluydu, birinin sahibi ise Necdet Uluslu idi. Ancak iki lokantada da bulunan insanlar, insandı. Yani katran kaynatmakla olmuyordu şeker. İnsan et seviyordu ve bunu nereden bulduğu önemli değildi.

Harun Tavko içerisinde derin düşünceler dalmış bir şekilde dolaşırken arkasından birisi omuzuna dokundu. Bu Bedrana'ydı. Arkasını dönüp Bedrana'yı gördüğünde mutlu olmuştu. Sanki küçükken ormanda kaybolmuş ve kurtlar tarafından yetiştirilmiş bir çocuktu ve gerçek ailesi ile buluşmuştu. Avlarının etlerine vahşice saldıran köpek sürülerinin arasından kurtulacağına sevinmişti. Tam çıkış kapısına geldiklerinde Bedrana döndü ve "Akşam için burdan tavuk aldım, yanında lavaşta verdiler, bu gece biraz ellerimizi kirletelim" dedi. Harun içinden "Hay amınakoyayım" dedi ve yüzünde oluşan sahte gülücük ve Bedrana ile birlikte evin yolunu tuttular...


Bu hikayenin yazılmasında katkısı olan Demet ve Özge'ye teşekkürlerimi bir borç bilirim:)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder